Ana içeriğe atla

Seferihisar'ın Tozlu Yolları ve Turizmin Sancılı Süreci

 

Seferihisar'ın Tozlu Yolları ve Turizmin Sancılı Süreci

Her yaz olduğu gibi bu yaz da Ege'nin incisi, Türkiye'nin ilk "Sakin Şehir" (Cittaslow) unvanlı cennet köşesi Seferihisar'a bir umutla bakar gözlerimiz. Mandalina kokulu sokakları, masmavi denizi ve huzur dolu atmosferiyle tatilcilerin ve yatırımcıların gözdesidir. Ancak ilçenin sahip olduğu bu parlak potansiyel, merkezden Sığacık'a, Ürkmez'den Doğanbey'e uzanan yolların mevcut durumu nedeniyle maalesef gölgede kalıyor. Çünkü bu yıl, Seferihisar'ın yolları yaz turizmine yeterince hazır değildi.

Sezonun en hareketli günlerini yaşarken, misafirlerini ağırlamaya hazırlanan esnafın ve turizmcinin beklentisi büyüktü. Kış boyunca verilen sözler, yapılan planlamalar, herkese bir umut aşılamıştı. Özellikle turizmciye yönelik extra bir çalışma planlanlandığı konuşuluyordu. Ne de olsa ilçenin can damarı olan turizm, en iyi hizmeti ve altyapıyı hak ediyordu. Ancak görünen o ki, bu planlar ya kağıt üzerinde kaldı ya da öncelik sıralamasında en alta itildi. Zira en temel beklenti olan düzgün yollar bile sağlanamadı.

Toz, toprak ve köstebek yuvasını andıran yollarda seyahat etmek, tatil için gelen bir misafir için keyifli bir başlangıç değil, çileli bir serüvene dönüşüyor. Arabasının altını vuran, konaklayacağı yere toz bulutu içinde varan bir ziyaretçinin ilk izleniminin ne kadar olumsuz olacağını tahmin etmek zor değil. Peki neden? Neden sezonun kalbine gelinmişken hala asfaltlama çalışmaları yapılmamış? Bu sorunun cevabını hem bölge halkı hem de ilçeye yatırım yapmış olan turizm işletmecileri merakla bekliyor.

Elbette kimse yerel yönetimlerin karşılaştığı zorlukları görmezden gelemez. Geçtiğimiz günlerde yaşanan ve ciğerlerimizi yakan orman yangınları gibi büyük felaketlerin yaralarını sarmak kolay değil. Ancak bir felaketin gölgesine sığınmak, temel belediyecilik hizmetlerinin aksamasına bir mazeret olamaz. Seferihisar belediyesi yangının arkasına sığınmadan yoluna devam etmesi gerekirken gözle görülür bir çalışma bulunmuyor. Hayat devam ediyor, yaz sezonu tüm hızıyla akıp gidiyor ve Seferihisar'ın "Sakin Şehir" unvanı, bozuk yollarda "Yavaş Gitmek Zorunda Kalan Şehir" imajına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Turizm, narin bir çiçektir. En küçük bir olumsuzlukta solar, küser. Bugün yollardaki ihmal yüzünden kaybedilen bir misafir, yarın "oraya bir daha gitmem" diyen ve çevresine de bu olumsuz tecrübeyi anlatan bir anti-tanıtım elçisine dönüşür.

Sonuç olarak, Seferihisar'ın potansiyeli ve güzelliği, altyapı eksikliklerinin gölgesinde kalmamalıdır. Artık mazeret değil, icraat zamanıdır. Belediyenin bir an önce harekete geçerek en azından en acil yol bakım ve asfaltlama çalışmalarını başlatması, hem halka hem de ekmeğini turizmden kazanan binlerce insana karşı en temel sorumluluğudur. Aksi takdirde bu tozlu yollar, sadece arabaları değil, Seferihisar'ın parlak turizm geleceğini de aşındıracaktır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazzeli Çocukların Sessiz Çığlığı Savaşın en ağır yükünü her zaman çocuklar taşır. Gazze’de ise bu yük, artık sadece ağır değil; dayanılmaz bir işkenceye dönüşmüş durumda. Çocuklar, oyuncağı olması gereken yaşta bombaların sesine uyanıyor, okula gitmesi gereken günlerde molozların arasında dolaşıyor. Onların çocukluğu, bizim gözlerimizin önünde çalınıyor. Bir çocuğun en temel hakkı nedir? Oynamak, gülmek, sevilmek… Ama Gazzeli çocukların dünyasında bu hakların hiçbirine yer yok. Bir oyuncak yerine taş taşıyor, bir çiçek yerine yıkıntılar arasında dolaşıyorlar. Uyandıklarında görmek istedikleri anne-baba yüzü, çoğu zaman artık yanlarında değil. O küçücük bedenler, kaybettikleri sevdiklerinin boşluğunu taşımaya çalışıyor. Geçen hafta Gazze’nin Han Yunus mahallesinde 9 yaşındaki Yasir’in yaşadığı an, bu dramı özetliyor. Gece yarısı düşen bombayla evleri yıkıldı. Annesi hayatını kaybetti, babası ağır yaralandı. Yasir, sabaha kadar kardeşinin cansız bedeninin yanında bekledi. Sabah olduğun...

Ben kimim?

 --- ÖZ GEÇMİŞİM ---- 1976 Giresun doğumluyum. Teyyaredüzü mahallesinde ikamet etmekteyim. Köyüm Giresun merkeze bağlı 23km mesafede bulunan 240 haneli Sultaniye köyü diğer adıyla meşhur ismi Kemerköprü diye bilinmektedir. Köy merkezinde ve Karabalçık Mahallesinde ev ve fındık bahçelerimiz bulunmaktadır. Fındık çiftçisinin ne çektiğini çok iyi bilirim.  Giresun'un yayları da meşhurdur. Bizim yaylamız Melikli Obası diye bilinen Ağaçbaşı Yaylası'dır. Yılda 15-20 gün de olsa fındık başlamadan enerji toplamak için yaylaya ailecek çıkarız. Kulakkaya, Bektaş ve Alçakbel rutin ziyaret yerlerimiz arasında yer alır. Ormanda mantar toplamak en büyük hobilerim arasında yer alır.  Eğitim Hayatım - İlkokulu Giresun Namık Kemal İlkokulu'nda, - Orta öğrenimimi Giresun Hamdi Bozbağ İmam Hatip Lisesi EK binada, - Lise eğitimimi Giresun Atatürk Lisesi 'nde sayısal bölümü üzerine tamamladım.  Üniversite Hayatım - KTÜ İnşaat - Anadolu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi - Ank...

Hayatta Her Şey Var: Kader, Dua ve İnsanlık İmtihanı

  Hayatta Her Şey Var: Kader, Dua ve İnsanlık İmtihanı Merhaba değerli okurlarım, Sizlerle tekrar bir araya gelmek, düşüncelerimizi paylaşmak adına büyük bir onur. Yaşamın karmaşası içinde, insanı en derinden etkileyen gerçeklere odaklanmak istedim ve bu köşe yazısının ana düsturu "Hayatta her şey var" oldu. Hayatı, bir senaryo gibi izlemekle yetinebilir miyiz? Bir filmde, aracın tekerleği fırlamış, hızla savunmasız bir çocuğa doğru yuvarlanırken, biz sadece izleyiciyiz. Gerçek hayatta buna kader deriz; filmde ise senaryo . Kader, mutlak bir yazgı mıdır, yoksa insanın iradesinin de dahil olduğu bir süreç mi? "Kader planında müdahale şansım yok" demek, yaratıcı kulun sorumluluğunu göz ardı etmek değil midir? İşte bu noktada, her zaman var olan o ilahi müdahale kapısı açılır: Dua. Dua, sadece bir temenni değil, aynı zamanda kaderle olan ilişkimizde aktif bir köprüdür. Bir annenin evladına duası, neden bu kadar makbuldür? Çünkü o dua, belki de o yuvarlanan tekerleğin...