Gazzeli Çocukların Sessiz Çığlığı
Savaşın en ağır yükünü her zaman çocuklar taşır. Gazze’de ise bu yük, artık sadece ağır değil; dayanılmaz bir işkenceye dönüşmüş durumda. Çocuklar, oyuncağı olması gereken yaşta bombaların sesine uyanıyor, okula gitmesi gereken günlerde molozların arasında dolaşıyor. Onların çocukluğu, bizim gözlerimizin önünde çalınıyor.
Bir çocuğun en temel hakkı nedir? Oynamak, gülmek, sevilmek… Ama Gazzeli çocukların dünyasında bu hakların hiçbirine yer yok. Bir oyuncak yerine taş taşıyor, bir çiçek yerine yıkıntılar arasında dolaşıyorlar. Uyandıklarında görmek istedikleri anne-baba yüzü, çoğu zaman artık yanlarında değil. O küçücük bedenler, kaybettikleri sevdiklerinin boşluğunu taşımaya çalışıyor.
Geçen hafta Gazze’nin Han Yunus mahallesinde 9 yaşındaki Yasir’in yaşadığı an, bu dramı özetliyor. Gece yarısı düşen bombayla evleri yıkıldı. Annesi hayatını kaybetti, babası ağır yaralandı. Yasir, sabaha kadar kardeşinin cansız bedeninin yanında bekledi. Sabah olduğunda tek söylediği cümle şuydu: “Onunla son kez oyun oynayamadım.” İşte bu söz, aslında Gazze’deki bütün çocukların hikâyesini anlatıyor.
Ve belki tam şu an, siz bu satırları okurken; Gazzeli anneler ve babalar “Yarın çocuğuma ne yedireceğim?” sancısıyla kıvrım kıvrım kıvranıyor. Nerde yemek, nerde sıcak döşek? Açlığın ve çaresizliğin ortasında, gözlerini evlatlarının gözlerinden kaçırmaya çalışıyorlar.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz buyuruyor ki:
“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamış birini öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de birini yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmış gibidir.” (Maide, 5/32)
Bu ilahi mesaj, her bir çocuğun canının ne kadar kıymetli olduğunu ve onların hayatını korumanın insanlığın görevi olduğunu hatırlatıyor.
Ama işte tam da burada, bu savaşı din adına yaptığını savunan Netanyahu’ya sormak gerekmez mi? “Hangi yaratıcı zulmetmeyi emreder? Hangi din, bir ırkı diğerine üstün kılmayı buyurur?” Böyle bir anlayış, ne dine sığar ne de ilahi adaletle bağdaşır. İnanç, merhametin temeli olmalıydı; ama siyasetin diliyle çarpıtılıp zulme kılıf yapılması, aslında en büyük ihanettir.
Uluslararası sözleşmeler, insan hakları bildirgeleri, çocuk hakları yasaları… Hepsi kağıt üzerinde birer metin. Ama Gazze’deki çocukların gözyaşına bir damla merhem olamıyorlar. Devletler, çıkar hesaplarının peşinde, suskun. Oysa her bomba sesi, sadece bir evi değil, insanlığın vicdanını da paramparça ediyor.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:
“Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr, 15)
Gazze’de çocuklara yapılan zulüm, bu hadisin ışığında sadece bir savaş suçu değil; insanlığın, merhamet sınavını kaybetmesi anlamına geliyor.
Yine de umut denilen şey kolayca ölmez. Gazze’de bir çocuğun yüzüne düşen en ufak bir tebessüm, hâlâ değişimin mümkün olduğunun kanıtıdır. Sivil toplum kuruluşları, gönüllüler, vicdan sahibi insanlar… Onların çabası, çocukların hayatına yeniden renk katabilir. Çünkü bir çocuğun gülümsemesi, dünyayı değiştirebilecek en büyük güçtür.
Gazze’de bir çocuk susarsa, aslında bütün insanlık susmuş olur. Biz susmayalım. Çünkü o çocukların sesi, bizim vicdanımızın aynasıdır. Bugünü kurtaramazsak, yarını da kaybedeceğiz.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum yaparak katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederim